Bu ilahiyi uygulamada oku! Çevrimdışı erişim ve daha fazlası.

İndir
Abdullah Tamamlar

Esmaül Hüsna Lügatı

visibility 45 Okunma
ALLAH: Ezel ile ebedin arasında kutlu nur… Zikriyle gönüllere dolan mânevî huzur. ER-RAHMÂN: Mahlûkâta rızk veren, tükenmeyen bereket; Esirgeyen gücüyle âlemlere sükûnet… EL-MELÎK: Cümle yaradılanın, kâinâtın sâhibi… Her zerrenin tapusu, fukarâ kalb tabîbi! ER-RAHÎM: Resûlullah’la aynı safta olan ümmetin, Ardına kadar açar kapısını rahmetin… EL-KUDDÛS: Âlemde bir umman ki, doldurur aşk tasını. Hiç kimse kalp pasının göremez noktasını. ES-SELÂM: Cennetteki dostlara ev sâhibinden kelâm; Kullarına selâmet veren O’dur vesselâm! EL-MÜ’MÎN: Hak yolunda yürüyen peygamberine şâhit; Mü’min olan beşere, nur kandilinden muhit! EL-MÜHEYMÎN: Dilerse rızkı vermez, sabır için kullara; Dilerse saltanatı seriverir yollara. EL-AZÎZ: O’ndan büyük pâdişâh, ne mümkün, sümme hâşâ! Kâfir beşer mahşerde nâçar düşer telâşa… EL-CABBÂR: Kudreti kâinâta sığmaz, gâibe taşar. Azâmeti ebedî zamanları da aşar. EL-MÜTEKEBBÎR: Şüpheye mahâl yoktur, yücelerin yücesi! O’nunla imhâ olur hâdisenin nicesi. EL-HÂLIK: Varlığın ve kaderin takdîrine hâkimdir. Olmayanı yaradan, ezel ebed hekimdir. EL-BÂRİ: Dikeni gül dalına, nişan diyerek koymuş. Toprak değil, su değil, gülü yaşatan o’ymuş. EL-MUSAVVÎR: Vukû bulur emriyle mahlûkâtın eşkâli. Secdeye şevk veriyor kalplerdeki işgâli. EL-GAFFÂR: Güneşe bulut gibi günahlara perdedir. Âşikâr etmez suçu, cezâsı mahşerdedir. EL-KAHHÂR: Karşısına geçip de cüret eden inkâra, Cehennem ateşinde döner erimiş kar’a. EL-VAHHÂB: Kullarına nîmeti çokça ihsân eden Rab, Dilde elhamdülillâh, ne güzel sıfat Vahhâb! ER-REZZÂK: Aldığımız son nefes bile O’nun nîmeti; Son nefese de şükür, vuslatın alâmeti. EL-FETTÂH: Bir Kurân-ı Kerim ki, sayfasında yok müşkül. “Ol” dese oluverir, darlık ateşi bir kül. EL-ÂLİM: İlim kaleminde hiç tükenmeyen mürekkep; Cihân ve âhirete kılavuz olan mektep. EL-KÂBIT: Şükrü zikir etmeyen, dil pasını silemez. Dar yollardan geçmeyen, yürümeyi bilemez. EL-BÂSİT: Lütf ile muâmele, sâlihlere ihsânı… Her hayrı kullarına varlığının lisânı. EL-HÂFID: Nice mağrur kavimler, nice küfre düşenler, Helâk oldu İblis’in ateşiyle pişenler. EL-RÂFİ: İmân ışığı yakıp selâmete erdirir; İrfân ile cenneti yollarına serdirir. EL-MUÎZ: Şu cihanda olmaya, ikrâmından tek bir iz; İzzeti şânındandır, şânından da pek azîz. EL-MUZÎL: Musîbet arayanlar, lâyıktır azâbına; Yola gelmeyen kullar, uğrarlar gazâbına. ES-SEMÎ: Konuşmaya ne hâcet! Gönülden versen bir ses, Her şeyi işitendir, lahzada bulur nefes. EL-BASÎR: Zifiri karanlıkta, O âlemi sarınca, Kandil gibi ışıldar simsiyah bir karınca. EL-HAKEM: Emriyle tüm mahlûkât, eder hükmüne icrâ; Sanılmasın ki makber enginlerde bir ücrâ. EL-ADL: Arasat meydanında işitilen sesinde, Adâletle hükmeder terâzi kefesinde. EL-LATÎF: Sırat köprüsü gibi mânâdan yana ince, Bilinmeyen o lahza, görülür halk edince. EL-HABÎR: Yalnız sanmasın kimse kendini mekân dardır; Yapılan gizli kalmaz, her şeyden haberdardır. EL-HÂLİM: Azabdan evvel rahmet kapısını aralar, Yumuşak hâlleriyle kalpte inci sıralar. EL-AZÎM: Rahlemde Kurân’ımla adını etsem ezber, Günde beş defâ ezan sesi: Allâhu Ekber! EL-GAFÛR: Günah işleyen kulun kalbinde izi vardır; Vücutta ten olmasa, yüzler yere nazardır. EŞ-ŞEKÛR: Cürme tövbe, nîmete şükretmek kefârettir. Elhamdülillâh demek, ne büyük bir nîmettir. EL-ALİYY: Kürsüsüne Kurân’dan başka kitap konulmaz; Yücelerden yücedir, hiçbir şeyde yanılmaz. EL-KEBÎR: Çölde kalanlara su, buz tutan kalbe ateş; Târifine imkân yok, bulunmaz O’na bir eş. EL-HÂFIZ: Koruyup gözetiyor, emânet ettiğini… Hiçbir mahlûk göremez, terk edip gittiğini. EL-MUKÎT: Bir dilim ekmek için bir avuç un yaratmış; Dağıttığı rızkların değeri son karatmış. EL-HASÎB: Veresiye defteri sayalım bu dünyâyı; Hesap ânı gelince, bozacak bu rüyâyı. EL-CELÎL: Şânıyla tûfan olmuş bir katre su çöllerde; İmânsız helâk olmuş, boğularak göllerde. EL-KERÎM: Sakınmaz nîmetini, kıymet bilen kulundan. Cömertlikte zirvede, gidersen hak yolundan. EL-RAKÎB: İster dağın ardına, ister yerin dibine, Nereye girsen görür, ister çelik kabine. EL-MUCÎB: Duâ için açılan avuçlarda tecellî, Âmin zikri yüreğe umut ile tesellî. EL-VÂSİ: İlmiyle âlemlerde kürsüleri kuşatmış; Hak için çarpan kalbi, imân ile yaşatmış. EL-HAKÎM: Hüküm mührünü vurup pâk mübârek kâğıda, Müslümanlar okurken İblis durmuş ağıda. EL-VEDÛD: Sevmek de ibâdettir, sevdiğin mûteberse; Muhabbet hâsıl olur, şâyet vuslat kaderse. EL-MECÎD: Lügatteki târife sığmayan Azimüşşân! Gördüğümüz manzara, yüceliğine nişan. EL-BÂİS: Makbere defnedilen her fânî dirilecek. Ol ebedî hayâta Sûr ile girilecek. EŞ-ŞEHÎD: Ezelden ebede her vukû bulana şâhit; İnsanın bilmediği sırlara da müşâhit. EL-HAKK: Gözlerin çevrildiği yerde tezâhür eder; Fahr-i Kâinât aşkla Kurân’ı mühür eder. EL-VEKÎL: Önünde saf tutamam, senin kapından başka. İtîmat kilidiyle ancak çıkılır köşke. EL-KAVİYY: Bir lahzada eritir kutuptaki buzları; İnsan ölmeden kalbde eritmeli buğzları. EL-METÎN: Kalem kırılır ama ağacı kırılamaz; Kudretini inkârla bir yere varılamaz. EL-VELİYY: Kelâmını hatmeden, Rabbi ile dost olur; Cennet bahçelerinde, Kevser içip mest olur. EL-HAMÎD: Toprağından dem alıp açar ezân çiçeği; Övgüye lâyık olan, gösteriyor gerçeği. EL-MUHSÎ: Her ne varsa âlemde sayısını biliyor. Katmer katmer günahı, şükrün ile siliyor. EL-MUBDÎ: Misli yokken mahlûkun, vâr etti cümlesini; Şekil verip başlattı, imtihân hamlesini. EL-MUÎD: Topraktaki tomurcuk büyüyüp meyve verir; Dalından yere düşüp eski hâline gelir. EL-MUHYÎ: Rahminde beyaz karın, çırpınırken kardelen, Güneş doğup üstüne, cân ile gelir selen. EL-MÜMÎT: Can verip can alanla, ölüm ne güzel vuslat! Cânâna varmak için gönül gözünü ıslat! EL-HAYY: İnsanlar kefenlenir, bitki dalında kurur. Kervanlar göçerken O, yerli yerinde durur. EL-KAYYÛM: Mü’minler birbirine bağlanmış bir binâdır. Enkazlardan kurtaran, fesattan imtinâdır. EL-VÂCİD: Varlığım fedâ olsun yegâne sâhibime! Âzâdımı istemem, mühür vursun kalbime. EL-MÂCİD: Şânına boyun eğip etmeli aşkla secde… Salınsın gözyaşları, gönül kapılsın vecde. EL-VÂHİD: Her dâim yanımızda, gündüzü akşamıyla; Yegâne mevcuduyla, bitmez ihtişâmıyla. ES-SAMED: Şefaat dileyerek, mihrâba yüz vurmalı. Affına muhtâç olan kul ağlayıp durmalı. EL-KADÎR: Medet sâdece O’ndan, zîrâ her şeye kâdir. Yıldızlar yanar cennet hududlarında bir bir. EL-MUKTEDÎR: Rüzgârıyla o lahza savurur tenden rûhu; Helâk eder imândan o münezzeh gürûhu. EL-MUKADDÎM: Ne mutlu ki şükrünü eksik etmemiş beşer, Ön saflarda yürüyüp Arş gölgesine düşer. EL-MUAHHÎR: Emre itaatsiz kul geride kalan zelîl; CihÎnda ettikleri, âhiretine delîl. EL-EVVEL: Ezelin öncesinde yine yaradan vardı. Zîrâ ezeli de halk eden yüce mîmardı. EL-ÂHİR: Son defâ selâm verip cihâna batar güneş; Işık söner, ruh göçer, O kalır varlığa eş. EZ-ZÂHİR: Kalben tasdîk ederim, dille ikrâr ederim; Varlığını reddeden sözü inkâr ederim. EL-BÂTIN: Açılsa sır perdesi, dağlar yerinden oynar. Aralasan bir nebze, gözler eriyip kaynar. EL-VÂLİ: Yalnız O’nun hükmünde, kâinâtı idâre. Olmasaydı cihânı zapt ederdi bâdire. EL-MÜTEÂLİ: Yüceliği önünde sükût edip çökmeli; Secdeye alın vurup gözyaşları dökmeli. EL-BERR: İyi hâlinden suâl etmekten men olmuşuz; Zîrâ baştan aşağı kadar salâh bulmuşuz. EL-TEVVÂB: Peygamber müjdeliyor, hamdü senâ dildedir. Cennetin anahtârı, tövbe eden eldedir. EL-MUNTEKÎM: Hak huzûrunda yalın ayakla kalınacak. Zulme tâbî olandan intikâm alınacak. EL-AFÜVV: Affına mazhâr olur, gönülden niyâz eden. Aftan ümit kesilse, nasıl yaşardı beden? ER-RAÛF: Şefkati ile sarar merhamet kundağına; Muhabbetini yazar, kulun gönül dağına. MÂLİK’ÜL-MÜLK: Sıra sıra saf tutan âlemlerin tapusu. Mülk sâhibine şâhit, Arş-ı Âlâ kapısı. ZÜLCELÂLİ VE’L-İKRÂM: Dünyâda misâfiriz; nerde Ashâbı Kirâm? Gelip geçen her fânî görmüş izzetü ikrâm. EL-MUKSÎT: Hazreti Âdem aynı demi teneffüs etmiş. Adâletin kendisi hak yolunu vâdetmiş. EL-CÂMİ: Her mahlûkât, her beşer kıyâmette toplanır. Zâlimler cehennemde ateşlere saplanır. EL-GANİYY: Hazînelerle dolu sandığın anahtârı; Hesâbı akla ziyân tükenmeyen miktârı. EL-MUĞNÎ: Gönül kapın açıksa, sen herkesten zenginsin. Zemzemle doldurulmuş denizlerden enginsin. EL-MÂNİ: İstemezse şâyet kim şu dünyâyı döndürür? Emriyle kâinâtın güneşini söndürür. ED-DARR: Ne gelirse hamd olsun, kalpteki ezâ bile! Belâ sandıklarımız, hayırlara vesîle. EN-NÂFİ: Yatağında gecenin kasvetiyle bir hasta, Duâdan müteşekkil şifâsına vâsıta. EN-NÛR: Kâinâtın güneşi, nûrunun bir mislidir. Görmeye kudret yetmez, gözler ondan islidir. EL-HÂDİ: Gözdeki sis perdesi yırtılıp da dağılsa, Kul hidâyet vereni, doğru yolunu bulsa… EL-BEDÎ: Âlemleri târifte bütün diller lâl olur. Müşkül olan tasvîre, fayda ilmihâl olur. EL-BÂKİ: Ecelin şerbetini ikrâm eder de sâki, Cemî cümle mahlûkât gider O kalır bâki. EL-VÂRİS: Her servetin hakîki sâhibi O’dur yalnız. Neden sandın ey gönül, neden kabristan ıssız? EL-RÂŞİT: Gösterdiği yol doğru nizâm ile çevrilmiş. Rehberden ayrılan kin rüzgârıyla devrilmiş. ES-SABÛR: Olmasa âsilere tövbe için müddeti… Cihânda vâr olurdu, cehennemin şiddeti. Uğur Benek

Paylaş ve Destekle

chat share