Bu ilahiyi uygulamada oku! Çevrimdışı erişim ve daha fazlası.

İndir
visibility 22 Okunma
Her yan kararınca gönüller uhrevîleşir, Nazla belirir ufukta halvet geceleri; Zâid-nâkıs gelir aynı noktada birleşir, Yağar sessiz sessiz her yana nûr hüzmeleri. Aydınlanır gözler, çarpar sîneler yekpâre, Sezilir ne bilinmezler iç içe derinden; Billûrlaşır öteler rûhlarda kare kare, Rengi-çizgileri yıldızların deseninden… Dolunay gibi yüzler ve ışıktan sîmâlar, Dolaşır durur her vâdide O’nu ararlar; Bir meşhere dönüşür hem arz hem de semâlar, Ukbâ ‘buyur’ eder onlara kapı aralar. Nuh, tûfanıyla gelir; Musa Kelîm de sözle, ‘Tûr-i Sînâ’, ‘Mekke’ ile buluşur bu düşte; Rûhla iner İsa, Varlığın Özü de özle, Sidre, Kâbe ile aynîleşir görünüşte… Tüllenir her tarafta ömrün neş’e günleri, Bir çağlayan gibi hep öteye akar zaman; İnsan unutur gamı, kederi, hüzünleri Bir başka duyar artık varlığı pürheyecan. Vicdan öz dünyasını bulmuş gibi şahlanır, Dost ilinden esintilerle her zaman mahmûr; Hep kendini ukbâ derinliklerinde sanır, Duyar Cennet râyihalarını buhûr buhûr… Her yanda görünür vuslat yolları derinden, Her renk, her ses, her desen bir nağme olur inler; Bütün koylar halvet rengiyle tüllenir birden, Kendini Cennet’te sanır bu ufka erenler. Varsın artık gün batsın, ufuklar da kararsın, Değil mi ki ikbal gelip idbarları aştı; Varsın artık yaz geçsin ve zemin de sararsın, Değil mi ki arza hayat ırmağı ulaştı…

Paylaş ve Destekle

chat share