Bu ilahiyi uygulamada oku! Çevrimdışı erişim ve daha fazlası.

İndir
RİSALE-İ NUR

Risalei Nur Ramazan Risalesi 5.Nükte

visibility 30 Okunma
Ramazan-ı Şerifin orucu, nefsin tehzib-i ahlâkına ve serkeşâne muamelelerinden vazgeçmesi cihetine baktığı noktasındaki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mahiyetindeki hadsiz aczi, nihayetsiz fakrı, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez. Hem ne kadar zayıf ve zevâle maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. Adeta polattan bir vücudu var gibi, lâyemûtâne, kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır. Şedit bir hırs ve tamahla ve şiddetli alâka ve muhabbetle dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini kemâl-i şefkatle terbiye eden Hâlıkını unutur. Hem netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez; ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır. İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, en gafillere ve mütemerridlere, zaafını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor. Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor; midesindeki ihtiyacını anlar. Zayıf vücudu ne derece çürük olduğunu hatırlıyor. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder. Nefsin firavunluğunu bırakıp, kemâl-i acz ve fakr ile dergâh-ı İlâhiyeye ilticaya bir arzu hisseder ve bir şükr-ü mânevî eliyle rahmet kapısını çalmaya hazırlanır eğer gaflet kalbini bozmamışsa! Lügatler : abd : kul acz : acizlik, güçsüzlük âdi : normal, sıradan ahlâk-ı seyyie : kötü ahlâk alâka : bağlantı, ilgi cihet : taraf, yön dergâh-ı İlâhiye : Allah’ın yüce katı derk etmek : anlamak ebedî : sonu olmayan, sonsuz fakr : fakirlik, muhtaçlık firavunluk : kendini ilâh seviyesine çıkaracak derecede büyük görme gafil : duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan gaflet : dalgınlık, dikkatsizlik gasıbâne : hakkı olmadığı şeyi alarak, gasbederek gayet : son derece hadsiz : sınırsız hakikî : asıl, gerçek Hâlık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah hayat-ı uhreviye : ahiret hayatı hırs : aşırı istek, şiddetli arzu hikmet : fayda, gaye ihsas : hissettirme ilticâ : sığınma kemâl-i acz : tam anlamıyla âcizlik kemâl-i şefkat : tam ve mükemmel şefkat lâyemûtâne : ölmeyecekmişçesine, ölümsüz olarak mahiyet : asıl nitelik, özellik mâlik : sahip maruz : tesir altında kalan memlûk : kul, köle mevhum : gerçekte olmadığı halde var sayılan muamele : davranış, iş muhabbet : sevgi musibet : belâ, büyük sıkıntı mütemerrid : inatçı, dik kafalı nefs : kişinin kendisi nefs-i insaniye : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu netice-i hayat : hayatın neticesi, gayesi nihayetsiz : sonsuz nimet-i İlâhiye : Allah’ın nimeti nükte : ince ve anlamlı söz polat : çelik Ramazan-ı Şerif : şerefli Ramazan ayı rububiyet : Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması serkeşâne : baş kaldırır bir şekilde şedit : şiddetli şefkat : acıma, merhamet şükr-ü mânevî : mânevî şükür tahayyül : hayal etme tamah : hırs ve açgözlülük tehzib-i ahlâk : ahlâkı güzelleştirme, kötü huyları giderme terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma ubûdiyet : Allah’a kulluk, ibadet vücûd : varlık, beden zaaf : zayıflık, kuvvetsizlik zevâl : geçicilik, yokluk

Paylaş ve Destekle

chat share