Bu ilahiyi uygulamada oku! Çevrimdışı erişim ve daha fazlası.

İndir
visibility 17 Okunma
Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım: Nihayet bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım. Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı; Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı. Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl… Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl. Muhitin hali “insaniyet”in timsalidir sandım; Dönüp maziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım! Eşin var âşiyanın var, baharın var ki beklerdin. Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? Ne hüsrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı, Serapa Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı! Hayalimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu, Salahaddin-i Eyyubi’lerin, Fatih’lerin yurdu. Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman’ın; Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın! Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun; O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun! Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda Bugün bir hanumansız serseriyim öz diyarımda. Çökük bir kubbe kalsın ma’bedinden Yıldırım Hân’ın; Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri Orhan’ın! Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş, Sürünsün şimdi milyonlarca me’vâsız kalan dindaş! Yıkılmış hânümânlar yerde işkenceyle kıvransın; Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın! Dolaşsın, sonra, İslâm’ın harem-gâhında nâ-mahrem… Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

Paylaş ve Destekle

chat share