Bu ilahiyi uygulamada oku! Çevrimdışı erişim ve daha fazlası.

İndir
RİSALE-İ NUR

Risalei Nur Ramazan Risalesi 2.Nükte

visibility 26 Okunma
Ramazan-ı Mübareğin savmı, Cenâb-ı Hakkın nimetlerinin şükrüne baktığı cihetle, çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Birinci Sözde denildiği gibi, bir padişahın matbahından bir tablacının getirdiği taamlar bir fiyat ister. Tablacıya bahşiş verildiği halde, çok kıymettar olan o nimetleri kıymetsiz zannedip onu in’âm edeni tanımamak nihayet derecede bir belâhet olduğu gibi; Cenâb-ı Hak, hadsiz envâ-ı nimetini nev-i beşere zemin yüzünde neşretmiş, ona mukàbil, o nimetlerin fiyatı olarak şükür istiyor. O nimetlerin zâhirî esbabı ve ashabı, tablacı hükmündedirler. O tablacılara bir fiyat veriyoruz, onlara minnettar oluyoruz. Hattâ, müstehak olmadıkları pek çok fazla hürmet ve teşekkürü ediyoruz. Halbuki, Mün’im-i Hakikî, o esbabdan hadsiz derecede, o nimet vasıtasıyla şükre lâyıktır. İşte Ona teşekkür etmek, o nimetleri doğrudan doğruya Ondan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur. İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü, sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü’minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü mânevîye mazhar olur. Hem gündüzdeki yemekten memnûiyeti cihetiyle, “O nimetler benim mülküm değil. Ben bunların tenâvülünde hür değilim. Demek başkasının malıdır ve in’âmıdır; Onun emrini bekliyorum” diye, nimeti nimet bilir, bir şükr-ü mânevî eder. İşte, bu suretle oruç çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer. Lügatler : ashab : sahipler azamet : büyüklük, yücelik belâhet : aptallık, ahmaklık Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah cihet : taraf, yön derece-i nimet : nimet derecesi derk etmek : anlamak ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler envâ-ı nimet : nimet çeşitleri esbab : sebepler fukara : fakirler, yoksullar gaflet : duyarsızlık, umursamazlık hadsiz : sınırsız, sonsuz hakikat : doğru gerçek hakikî : asıl, gerçek hâlis : temiz, katıksız haşmetli : büyük, görkemli hikmet : gaye, fayda hususan : özellikle in’am : nimetlendirmeler in’am etmek : nimet vermek intizam : düzen, tertip iştirak etmek : katılmak kıymettar : kıymetli kuvve-i zâika : tad alma duyusu külliyetli : kapsamlı matbah : mutfak mazhar : erişme, nail olma mecburiyet : zorunluluk memnûiyet : yasaklanmış olmak, men edilmek minnettar olmak : şükran duymak, teşekkür etmek mukabele etmek : karşılık vermek mukàbil : karşılık muntazam : düzenli, intizamlı Mün’im-i Hakikî : gerçek nimet verici olan Allah müstehak olmak : lâyık olmak, hak etmek nazar : bakış, dikkat neşretmek : yaymak nev-i beşer : insanlar, insanlık türü nihayet : son derece nimet-i İlâhiye : Allah’ın nimeti nükte : ince ve anlamlı söz Rahmâniyet : Allah’ın bütün varlıkları kaplayan merhamet ediciliği Ramazan-ı Şerif : şerefli Ramazan ayı sair : diğer, başka savm : oruç Sultan-ı Ezelî : hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Sultan, Allah suret : biçim, şekil şehadet : şahidlik, tanıklık şeref-i keramet : şerefli vazife, görev şükr-ü mânevî : mânevî şükür taam : yemek tablacı : yiyecek sunan, tezgahtar tahtında : altında tavr-ı ubûdiyetkârâne : kulluğa yakışır tavır, hareket tenâvül : yemek veya içmek ubûdiyet : kulluk, ibadet ulvî : yüce, büyük umumî : genel vazife-i insaniye : insanlık görevi vüs’at : genişlik zahirî : açık, görünürde zemin : yeryüzü, dünya

Paylaş ve Destekle

chat share